|
VETERİNER GIDA HİJYENİSTLERİ DERNEĞİ |
16 EKİM 2006Bugün Dünya Gıda Günü’dür ve 150’den fazla ülkede aynı anlamda kutlanmaktadır. Dünya Gıda Günü ilk kez 16 Ekim 1945 tarihinde Gıda-Tarım Örgütü (FAO) tarafından kutlanmaya başlanmıştır. Dünya Gıda Günü’nün amacı insanların ve ülkelerin dünyadaki açlığa duyarlılığını ve ilgisini uyandırmak; tarım ve gıda üretiminin artırılmasına ve paylaşılmasına dikkat çekmektir. İlk çağ insanından günümüz insanına kadar geçen bütün değişim ve gelişmelere rağmen, insanlığın üç ortak problemi olan sağlıklı yaşama, can güvenliği ve sağlıklı beslenmeye ait ortak problemler değişmemiştir. Bu üç problem içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda da varlığını sürdürmektedir. Sayıca sürekli artan dünya nüfusu bu problemleri de sürekli büyütmektedir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha üst düzeyde hissedilen bu problemler gelişmiş ülkelerde dahi toplumun önemli kesimlerini etkilemekte, toplumsal huzursuzluklara sebep olmaktadır. Bu noktadan yola çıkarak temel problemlerden biri olan ve pek çok farklı meslekten kişinin uğraş konusu olan, ancak yaşayan tüm insanları ilgilendiren sağlıklı beslenme konusunu özellikle dikkate almak gereği doğmaktadır. Sağlıklı beslenmenin yolu da öncelikle sağlıklı gıdalar elde etmek veya üretmekten geçmektedir. Bunun ardından sağlıklı ve dengeli beslenme gelmektedir ki bu konuda özellikle tüketicilerin bilinçlendirilmesi önem taşımaktadır. Tabii ki sağlıklı gıdaların ve beslenmenin temel koşullarından birisi toplum bireylerinin ekonomik refah düzeyidir. Yeterli bir gelir elde edemeyen bireyler beslenmeye daha az pay ayırmak zorunda kalmakta, daha ucuz ve sağlıksız gıdaları tüketmeye yönelmektedirler. Dünyada milyonlarca bebek protein ve enerji eksikliği sebebiyle akut ve kronik beslenme yetersizliği belirtileri ile yaşamakta; 300 milyon çocuk yaşına göre olması gereken vücut ağırlığının altında ve 180 milyon çocuk da cüce kaldığı literatürlere geçmiştir.Dünya genelinde Her yıl, 5 yaşın altında 11 milyon çocuk açlık ve beslenme noksanlığı sonucu öldüğü kayıtlarda belirtilmektedir. Türkiye, yıllar boyunca gıda açısından kendine yeterli birkaç ülkeden birisi olarak tanımlandı. Ancak yeterli ve dengeli beslenme yönünden, özellikle hayvansal orijinli gıdalar açısından gerçekte hiçbir dönemde kendine yeterli bir ülke olamadığı belirlenmiştir. Bugün nüfusun yüzde 20’si yeterli gıdaya ulaşamamakta, yüzde 8.5’i açlık sınırında yaşamaktadır. Türkiye coğrafi ve iklim göstergeleri açısından çok çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirilmesine uygun ülkelerden birisi olmasına karşın, istenilen verim düzeyine ulaşılamamıştır. Et, süt ve yumurta gibi protein kaynaklarının kişi başına üretiminde geriye gidiş yaşanmıştır. Toplumun protein tüketimi düşerken, hububat ürünlerine daha ağırlık vermesi, sağlıksız ve dengesiz beslenmeyi de birlikte getirmiştir. Buna bağlı olarak da koroner kalp hastalıkları, şeker ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıkların ortaya çıkmasına neden hazırlamıştır. Ülkemiz açısından konuyu değerlendirecek olursak ; yakın zamanlara kadar tarım ve hayvancılığın planlanmasındaki yetersizlikler, devlet desteğinin yeterli olmayışı, teşvik tedbirlerinin gerçek yerine ulaşmaması gibi nedenler tarım ve hayvancılıkla uğraşan pek çok vatandaşımızı bu uğraştan vazgeçmeye, hatta farklı iş kollarında çalışma amacıyla büyük şehirlere göçe zorlamaktadır. Bu durum toplumun sosyal yapısını değiştirmiş ve paralelinde problemler daha da büyümüştür. Bu tür problemlerin önlenmesi için tarım ve hayvancılık politikalarının ülke gerçeklerine uygun hale getirilmesi ve ülke bazında planlama çalışmalarına yönelinmesi, tarım ve hayvancılıkla uğraşan, bu konuda bilgi ve beceriye sahip kişilerin yeniden sektöre dönmesini teşvik ederek üretime daha etkin katılmasına, AB ve diğer ülkelerden ithal edilen tarım ürünlerinin ithalatına belli kısıtlamalar getirilmesi yerine kendi çiftçi ve köylümüzün bu dış pazarlarla rekabet etme gücünü arttırmak yasa,kaynak girdileri ve pazarlama/tanıtım anlamında desteklenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Tarım ve hayvancılık sektörünün doğal bir uzantısı sayılabilecek gıda sanayi de desteklenmesi gereken alanlardan birisidir. Bu amaçla öncelikli problemlerin çözüm önerileri sırasıyla; -Yeterli ve kaliteli hammadde teminini kolaylaştırıcı yasaların çıkarılması, -Tesislerin modernleştirilmesi, modern teknolojiye geçilmesi için eğitim ve uzun vadeli kredilerin verilmesi, -Verimliliğin artırılarak maliyetlerin düşürülmesi -Kalitede standardizasyonun tesisi ve yaygınlaştırılması -Tüm bunlara bağlı olarak da ihracat potansiyelinin artırılması için uluslararası tanıtım çalışmalarının yapılmasıdır. Ülkemizde belirtilen bütün eksiklere rağmen gıda sektöründe hızla gelişen iyileşmeler yapıldığı da bir gerçektir. Türk Gıda Kodeksinin oluşturulması,hızla ürün tebliğlerinin yayınlanması,özel gıda laboratuvar kurulmasındaki teşvikler, Gıda laboratuvarlarının akreditasyonu, HACCP ve ISO 9000:2000 belgelerinin yaygınlaşması güzel çalışmalara birer örnektir. Gıda sanayinin gelişmesi altyapı yatırımlarının tamamlanması önemlidir. Gıda ile ilgili mevzuat yeniliklere açık olmalı, AB ve diğer gelişmiş ülkelerin mevzuatı ile uyumlu olmalıdır.Yasa ve yönetmeliklerin hazırlık safhasında kamunun yaptığı toplantılara , uygulamanın temsilcileri ile gıda sektöründe organize olmuş sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin de katılımının sağlanması gerekmektedir. Bu sayede ihracat konusunda yaşanılan tıkanıklıkların da daha kolaylıkla önüne geçilebilecektir. Yatırım yapan sanayiciler desteklenirken merdiven altı üretim yapan, kaliteyi düşüren, hijyenik çalışmayan işletmeler sıkı bir şekilde kontrol edilmeli, ruhsatsız üretimlerin önüne geçilmelidir. Hali hazırda Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı arasında üretim,tesis ve ürün olarak gıda tesisleri ayrı ayrı denetlenmesi yerine hükümet programında belirtildiği üzere, gıda tesislerinin üretimden tüketime geçene kadar her safhada Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde toplanmalı ve yerel yönetimlere de denetim yetkisi verilmelidir. Buna bağlı olarak haksız rekabet problemi de ortadan kaldırılabilir. Gıda ile ilgili devlet kurumları arasındaki işbirliği olanakları artırılmalı, bürokrasi azaltılmalıdır. Özellikle ihracat potansiyeli olan faaliyet kollarını desteklemek için akredite olmuş referans laboratuvarların sayısı arttırılmalı, bunların yurtdışı kurumlarla işbirliği içinde kendilerini geliştirmeleri sağlanmalıdır. Kaliteli bir üretim için ISO 22000 HACCP vb. sağlıklı gıda üretim sistemleri işletmelerde kurulması, ISO 9000:2000, ISO 14000 ve diğer ilgili belgelendirme sistemlerinin kurularak işletmelerde buna göre üretim yapılması özendirilmelidir. Kaliteli gıda ürünlerinin tüketimi konusunda tüketiciler bilgilendirilmeli, görsel medyada bu konu ile ilgili haber ve programlar yoğunlaştırılmalıdır. Gıda sektörünün en önemli problemlerinden biri olan vasıfsız işçilerin özellikle hijyen konusunda daha da bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesine yönelik eğitimlere önem verilmeli, bu amaçla sertifikasyon programları düzenlenmeli, mümkün olduğunca gıda ile ilgili eğitim veren meslek liseleriyle İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi bünyesindeki Gıda Teknikerliği bölüm uygulamalarında olduğu gibi meslek yüksek okulu mezunlarının ara eleman olarak görevlendirilmesini kolaylaştırıcı uygulamalara gidilmelidir. Sağlıklı beslenmeye, güvenilir gıdaya daha fazla dikkat çekmek amacıyla FAO’nun kuruluş günü olan 16 Ekim tarihi, her yıl değişik temalarla tüm dünyada GIDA GÜNÜ olarak kutlanmaktadır. Ülkemizde de bu gün çeşitli faaliyetlerle desteklenmekte, kamuoyunun dikkati bu konuya yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu vesileyle halk sağlığıyla yakından ilgilenen bir meslek dalı olan Veteriner Hekimlik mesleğinin mensubu ve “Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği” üyeleri olarak mesleğimizin kuruluşundan beri süregeldiği gibi “Sağlıklı, Güvenilir, Hijyenik Gıda” üretimine ve tüketimine yönelik tüm Koruyucu Hekimlik ve Veteriner Halk sağlığı faaliyetlerine etkin olarak katılmaya devam edeceğiz. Saygılarımızla, VETERİNER GIDA HİJYENİSTLERİ DERNEĞİ YÖNETİM KURULU
|